Monday, October 12, 2009

Ağlayan Başkan

Beşiktaş tribünlerini bugüne kadar en basiretsiz gördüğüm gündür 27 Eylül 2009, Cumartesi günü. 27 Eylül’e gelirken 6 hafta sonunda sadece bir galibiyet almış, biri frikikten olmak üzere sadece 3 gol atmış, Sami Yen’de 3 yemiş, oynadığı iki Şampiyonlar Ligi maçında puan alamamış, transfer piyasasında alay konusu olmuş bir Beşiktaş vardı.

2009-2010 sezonunun ilk resmi maçını 7 Ağustos’ta oynayan Beşiktaş’ın evindeki ilk hafta sonu maçıydı Denizlispor karşılaşması. Ancak balık pazarı sessiz, taraftar gergindi ve zaten kimse de aksi bir durum beklemiyordu. Gerilimle beslenmeyi sevenler için mükemmel bir atmosfer altında girdik stada, ama gene de birkaç yüz kişi dışında kimse öngöremiyordu o gün tribünde çıkacak olayları. Bugüne kadar çok kavgalar gördük ama insanların parmakla gösterilip saldırıldığını hiç görmedik. Kapalının ortasında Milan formalı taraftar gördük ama üzerinde siyah beyaz kaşkolu olmayan görmedik. Aynı anda 4 tribünde kavga çıktığını da görmedik ya da hiçbir şahsın elliye yakın korumayla stattan çıktığını. Beşiktaş tribünlerini bugüne kadar en basiretsiz gördüğüm gündür 27 Eylül 2009, Cumartesi günü ancak bu da gayet normaldir çünkü hiç kimse daha önce böyle bir maçı tecrübe etmemişti ve hiç kimse ne yapacağını bilmiyordu. Burada asıl üzerinde düşünülmesi gereken bir şahsın stattan polis kordonu ve elli koruma ile ayrılmasıdır. Hele bu şahıs Mahmut Uslu değil de Yıldırım Demirören ise gerçekten üzerinde düşünülmesi gerekilir. Benim kanaatim, yaptığı bu hareketle sayın başkan süresinin dolduğunu kendisi tasdiklemiştir.

Akdeniz ülkelerinin büyük takımlarının bazı önemli dezavantajları vardır Orta ve Kuzey Avrupa takımları ile mukayese edilince. Taraftar sabırsız, basın sabırsız, başkan sabırsız, taraftar agresif, basın agresif ve başkan agresif. Kısır bir döngü içerisinde sevinci de protestoyu da abartan bir futbol camiası yaşatıyor Akdeniz ülkelerinin büyük takımlarını. Türkiye’de üç büyüklerle kıyasladığımız zaman ise Beşiktaş camiası en sakin olanıdır aslında. Çoğu zaman şikayet eder Beşiktaş taraftarı basın Fenerli, Cim Bomlu diye. Basın Fenerlidir ve iyi ki Beşiktaşlı değildir. Ancak aynanın diğer tarafında Beşiktaş taraftarı daha saldırgan ve daha proaktiftir ve ne yazık ki bunu marifet bilen “Beşiktaşlılık duruşu”’nda bihaber, ağlayan, pasif agresif bir başkan önderliğinde ilerleyen bir Beşiktaş var içinde bulunduğumuz zamanda. Yönetim hala televizyonlarda dalga geçercesine, okula gitmemek için tebeşir tozu yutan öğrenci gibi geçen sene alınan kupalardan bahsediyor ama Ocak ayında en kötü performans gösteren değil de en ucuza mal ettikleri yabancı oyuncuyu elden çıkaracaklarından bahsetmiyor.

Hiçbir yönetim yoktur ki transfer piyasasında hata yapmamış, sokağa para dökmemiş, saçma sapan demeçler vermemiş. Ancak bir yönetimin tükürdüğünü yalaması ender karşılaştığımız bir durumdur. Rodrigo Tabata iyi bir oyuncudur, Türkiye’yi tanıyan, takıma hemen katkı yapabilecek bir oyuncudur. Burada beni rahatsız eden husus bonservisine verilen tutarın ötesinde, Dünya starı alacağız demecinden üç gün sonra 10 senede 15 takım değiştiren yeteneğin transfer edilmesidir. PAF takımıyla çıkmadığımız 10 Kasım 2007 Sivasspor maçının ertesi günü görevinden ayrılması gerekiyordu Demirören’in. Mart ayında genel kongre olması Beşiktaşlılığına inandığım sayın başkan için bir fırsattır ve umuyorum kendisi başkan adayı olmayarak bu şansı elinin tersiyle itmeyecektir.

No comments:

Post a Comment